Büşra Durdu’nun, “HERKES KONUŞUYOR, KİMSE DİNLEMİYOR!” köşe yazısı yayında.
Bir çağın en büyük iletişim problemi belki de konuşmak değil, dinlemeyi unutmak…
Şimdi gelelim asıl mevzuya arkadaşlar…
Uzun zamandır gözlemlediğim, üzerine düşündüğüm ve defalarca karşılaşıp konuştuğum bir mesele var.
İnsanlar artık birbirini dinlemiyor.
Daha doğrusu, dinliyor gibi yapıyor.
Karşımızdaki konuşuyor; başımızı sallıyoruz, “hı hı” diyoruz, hatta bazen “seni anlıyorum” bile diyoruz.
Ama gerçekten dinliyor muyuz?
Çoğu zaman hayır.
Çünkü karşımızdaki daha cümlesini tamamlamadan bizim zihnimizde cevap çoktan hazır.
“Ben olsam…”
“Sen şunu yap…”
“Bence şöyle düşün…”
“Bak, benim de başıma gelmişti…”
Ve daha anlatılan hikâyenin ilk perdesi kapanmadan, biz kendi senaryomuzu yazmaya başlıyoruz.
Oysa bazen insan sizden çözüm istemiyor.
Bir yol göstermenizi istemiyor.
Hayatını nasıl düzene sokacağını anlatmanızı da istemiyor.
Sadece dinlenilmek istiyor.
Ne kadar basit bir ihtiyaç, değil mi?
Ama nedense en zor yaptığımız şeylerden biri.
Çünkü çağın problemi biraz da burada başlıyor:
Herkes cevap vermek istiyor, çok az insan anlamak istiyor.
Daha cümlesini bitirmeden çözüm üretiyoruz.
Daha ne yaşadığını anlamadan sonuç çıkarıyoruz.
Daha ne hissettiğini bilmeden tavsiye veriyoruz.
Sonra da “Ama ben seni dinledim.” diyoruz.
Hayır arkadaşım.
Sen beni duydun. Dinlemedin.
Çünkü duymak başka, dinlemek başka.
Dinlemek; karşındaki insanın söylediklerinin sende nasıl bir karşılık bulduğundan önce, onun ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmaktır.
Yani mesele sadece kulak değil.
Biraz da niyet meselesidir.
En küçükten en büyüğe bakıyorum.
Çocuklarda, gençlerde, yetişkinlerde…
Hatta bazen en yakınlarımızda bile aynı durum.
Dinlemiyoruz.
Dinlemiş gibi yapıyoruz.
Dinlemediğimiz için anlamıyoruz.
Anlamadığımız için de kendi kafamızdan bir sonuç çıkarıp onu gerçek kabul ediyoruz.
E arkadaşım…
Dinlemedin ki, anlamadın da.
Anlamadığın bir şeyi nasıl oldu da bu kadar hızlı çözdün?
İşte orası biraz karambol. 😃
Gülsem olmuyor, sussam olmuyor.
Şimdi biri çıkıp size:
“Bu yazılar siyah renk değil, siyahla yazılmış.”
dese…
Bir kısmınız durup düşünecek.
Kimisi “Evet, siyah değil.” diyecek.
Kimisi “Ama siyahla yazılmış.” diyecek.
Bir ekip de “Saçmalama ya, bu da laf mı şimdi?” diyecek. 😂
İşte hayat da biraz böyle.
Aynı şeyi duyuyoruz.
Ama herkes kendi zihninden geçirip başka bir şeye dönüştürüyor.
Çünkü çoğu zaman karşımızdakini anlamaya değil, kendimizi haklı çıkarmaya çalışıyoruz.
Oysa iletişim bir yarış değil.
Kimin haklı olduğunu bulma müsabakası hiç değil.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, karşısında oturan kişinin hiçbir şey çözmeden, hiçbir şey öğretmeden, hiçbir yere yönlendirmeden sadece şunu söylemesidir:
“Anlat, seni dinliyorum.”
Belki de toplum olarak yeniden öğrenmemiz gereken en basit şey bu:
Dinlemek.
Çünkü herkes konuşmak istiyor.
Herkes anlaşılmak istiyor.
Herkes haklı olmak istiyor.
Ama kimse karşısındakini anlamak için yeterince uzun süre susmak istemiyor.
Sonra da ortaya garip bir iletişim düzeni çıkıyor.
Herkes anlatıyor.
Herkes cevap veriyor.
Herkes bir şey söylüyor.
Ama kimse gerçekten ne söylendiğini bilmiyor.
Ve insan bazen bütün bunların ortasında sadece şunu düşünüyor:
“Ben senden çözüm istemedim ki… Bir dakika sadece beni dinleseydin.”
Belki de çağın en büyük problemi budur.
Çok konuşuyoruz.
Çok yorumluyoruz.
Çok sonuç çıkarıyoruz.
Ama çok az dinliyoruz.
Ve işin en ironik tarafı…
Anlatan da farkında değil, anlayan da.
Eee arkadaşlar…
Şimdi biri bana söylesin:
Biz ne anladık? 😃
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)